Seyyidü’l-istiğfar duâsı

Seyyidü’l-istiğfar  duâsı

 

Peygamber Efendimiz namazın akabinde duâlarına başlarken önce,

“Rab olarak Allahı, dîn olarak İslâmiyeti, Peygamber olarak da Muhammed aleyhisselâmı kabul ettim ve buna râzı oldum.” der sonra da:

“Ey yer ve gökleri yaratan, gizli ve âşikâre herşeyi bilip herşeye mâlik olan Allahım! Bir olduğuna ve senden başka ibâdete lâyık kimsenin bulunmadığına şehâdet ederim. Kendi kötülüklerimden şeytanın hiyle ve desîselerinden sana sığınırım.” dedikten sonra şöyle devam ederdi.

“Allahım! Senden, din ve dünyâm, mâl ve âilem hakkında af ve âfiyeti dilerim.

Allahım, kusurlarımı ört ve beni tehlikelerden emin kıl. Hatalarımı azalt, önümden, ardımdan, sağımdan ve solumdan, beni koru ve azametinle alt Üzerinde yürüdüğüm şu topraklardan gelecek zararlardan beni koru.

Allahım beni mekrinden, gadabından emin olanlardan kılma. Bana başkasını musallat etme. Daimâ kusûrlarımı ört ve beni zikrinden ayrılan gafillerden kılma.”

Sonra üç kere “Seyyidü’l-istiğfar” denilen şu duâyı ve diğer duâları okurdu:

“Allahım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ibâdete lâyık mâbûd yoktur. Beni yaratan sensin. Ben senin kulunum, gücümün yettiği kadar sana verdiğim söz ve ahid üzerindeyim. Yaptığım kötülüklerden sana sığınır, verdiğin ni’metlere şükr eder, kusurlarımdan sana ilticâ ederim. Günahlarımı mağfiret eyle, senden başka mağfiret eden yoktur.” Sonra üç kere:

“Allahım! Gözüme, kulağıma ve bütün bedenime sıhhat ve âfiyet ihsân eyle. Senden başka hakikî mâbûd yoktur.” der;

“Allahım kazâ ve kaderine rızâyı, öldükten sonra huzûr içinde ebedî saâdeti ve cemâlini müşâhede zevkini, sana vâsıl olma hevesini, dayanılmayacak zararlardan ve sapıtıcı fitnelerden beni korumanı, senden ister; zulmetmek ve zâlim olmaktan, başkasına tecâvüz etmek veya tecâvüze uğramaktan veyâ affedilmeyecek bir günah irtikâbından da sana sığınırım.”

 “Allahım! Din ve azmimde sebâtı, rüşdümde azîmeti, iyi işlere azmetmeyi senden isterim. Nimetine şükrü ve sana güzel ibâdet edebilmeyi senden isterim. Nimetine şükrü ve sana güzel ibâdet edebilmeyi senden isterim. Her şeyden sâlim ve huşû sâhibi kalbi, dürüst ahlâka sâdık ve zâkir lisâna sâhib olmayı, nîmetine şükür ile güzel ibâdet ve makbûl amellerde bulunmamı senden isterim. Bildiğin bütün iyilikleri senden ister ve bildiğin bütün kötülüklerden sana sığınırım. Bildiğin bütün günahlardan sana tevbe ederim. Sen bilirsin ben bilemem. Bütün gizli şeyleri en iyi bilen sensin. Allahım! Geçmiş-gelecek, gizli-âşikâre ve senin bildiğin bütün kusurlarımı mağfiret et. İlk ve son, herşeye kaadir ve her gizliyi bilen sensin.

Allahım! İrtidadı kabûl etmeyen îmânı, tükenmeyen nîmetleri, “Hüld” Cennetinde Resûl-i Ekrem Muhammed aleyhisselâma arkadaşlığı senden isterim.

Allahım! Söz ve işlerin güzelini ve bütün iyilikleri, kötülüklerden uzak kalmağı, yoksulları sevmeyi, senden isterim. Seni sevmeyi ve seni seveni sevmeyi ve sevgine yaklaştıracak her ameli sevmeyi senden isterim. Günahlarımı bağışlamanı, beni mağfiret edip merhamet etmeni senden isterim. Kavmimi iptilâ edeceğin zamân hemen beni kendine al ve fitne ile karşılaştırma.

Allahım! Gaybı bilmen ve her şeye olan kudretin hürmetine, hakkımda hayat hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat; ölüm hayırlı olduğunda da ruhumu kabzeyle. Gizli ve âşikâre haşyet üzere bulunmamı, hiddet ve sükûnette adaletten ayrılmamamı, zenginlik ve fakirlikte itidâli ve zâtının cemâline bakmanın zevkini ve sana ulaşmanın aşk ve hevesini senden ister; zarar veren şeylerin mazaratından ve sapıtan fitnelerden sana sığınırım. Allahım îmân cevheri ile bizi süslendir. Hidâyette olup hidâyete ulaştıranlardan eyle.

Allahım! İsyân ile aramızda perde olacak şekilde bize haşyet ihsân eyle. Cennetine ulaştıracak tâati, dünyâ ve âhiret musîbetlerini ehvenleştirecek yakîni bize ver. Allahım! Yüzümüzü hayâ, kalbimizi korku ile doldur. Sana kulluk edecek şekilde gönüllerimize heybet ve azâmetini yerleştir.En üstün sevgilimiz ve en çok korkacağımız sen ol.Allahım! İçine girdiğimiz bugünün evvelini salâh, ortasını felâh, matlûba ermek, sonunu da saâdet-i kâmileye ulaştırmak kıl.Allahım! Bugünün evvelini nîmet, ortasını rahmet, sonunu da mağfiret ve kerâmet kıl.

Allahım! Bizi müttakî olan dostlarından, felâha ermiş cemaatinden ve sâlih kullarından eyle. Sevdiğin işleri bize tevfik eyle ve bizi lehimize olan iyi işlere teveccüh ettir.

Allahım! İyilikleri toplayan evveli ve âhiri iyilik olan herşeyi senden ister, kötülükleri toplayan, evveli ve âhiri kötülük olan herşeyden sana sığınırız.

Allahım! Benim üzerimde olan kudretin hakkı için bana rahmetinle teveccüh et. Sen tevbeleri kabûl eden azîm merhamete sâhibsin Allahım hilm ü keremin hakkı için beni affeyle, bağışla. Sen mağfiret edici ve hilm sâhibisin. Allahım, hâlimi bilirsin, merhamet et. Zîra sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.

Allahım! Bana olan mâlikiyyetin hürmetine, beni nefsime hâkim kıl ve nefsimi bana musallat etme. Zîra dilediği gibi yapan melik ve Cebbâr sensin.

Allahım! Seni noksan sıfatlardan takdîs, tesbîh, tenzîb eder ve sana hamd ederim. Senden başka İlâh yoktur. Kötülükler İrtikâbiyle nefsime zulüm ettim, günahlarımı mağfiret eyle. Sen benim Rabbimsin, günahlarımı ancak sen bağışlarsın.

Allahım! Sana gidecek doğru yola beni ilhâm et ve nefsimin kötülüklerinden beni koru. Allahım! Beni ıkâb etmeyeceğin helâl lokmayı bana rızk et. Beni taksimatına kani olanlardan eyle ve bana ayırdığın rızk ile, senin kabûl edeceğin iyi şeylerde beni çalıştır.

Allahım! Senden, günahlarımın affını, vücûdumun âfiyetini, hüsn-ü yakîn ile dünyâ ve âhirette huzûr, refah ve saâdeti dilerim. Ey günah kendisine zarar vermeyen ve mağfiret kendisinden bir şey eksiltmeyen Allahım, sana zararı dokunmayan günahlarımı bana bağışla, senden bir şey eksiltmeyen mağfiretini de bana ver.”

“Ey Rabbimiz! Bize sabır ver, müslümân olduğumuz hâlde ruhumuzu kabzeyle.”

“Sen dünyâ ve âhirette benim dostum, yardımcı ve koruyucumsun, benim canımı müslümân olduğum hâlde al ve sâlihlere kat.”

“Sen bizim velimiz ve dostumuzsun bizi affet ve bize rahmet et, mağfiret edicilerin en hayırlısı sensin.”

“Bizim için bu dünyâda ve âhirette güzel olanı yaz. Biz sana teveccüh ettik.”

“Ey Rabbimiz! Sana tevekkül ve sana teveccüh ettik. Rücû ve dönüş ancak sanadır.” “Ey Rabbimiz! Bizi bu zâlim kavmin işkencesine uğratma.”

“Ey Rabbimiz! Kâfirleri bize musallat etme. Bizi mağfiret eyle, sen muhakkak azîz ve hakîmsin.”

“Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırı hareketlerimizi mağfiret eyle.”

“Ey Rabbimiz! Bizi ve îmânda bizden önce olan din kardeşlerimizi mağfiret eyle ve kalblerimizde mü’minler için kin ve hased bırakma. Ey Rabbimiz! Sen çok şefkat ve çok merhamet sâhibisin.”

“Ey Rabbimiz! Bize senin katından rahmet ver. İşimizde bize doğru bir yol tuttur.” “Ey Rabbimiz! Bize dünyâda hasene ver, âhirette de hasene ver ve ateşin azâbından bizleri koru.”

“Ey Rabbimiz! Günahlarımızı mağfiret eyle. Kusurlarımızı ört ve bizi iyiler meyânında öldür. Ey Rabbimiz, resûllerinin lisânı ile va’dettiklerini bize ver. Kıyâmette bizi rüsvây etme. Muhakkak ki sen sözünden dönmezsin.”

“Ey Rabbimiz eğer unuttuk veyâ yanıldıysak bizi mes’ûl tutma. Ey Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz takat getiremiyeceğimiz şeyleri bize yükleme. Bizi affet, hatâlarımızı bağışla. Bize rahmet eyle. Sen mevlâmızsın. Koruyucu ve yardımcımızsın. Kâfirlere karşı bize yardım et ve nusret ver.”

“Rabbim! Beni, anne ve babamı mağfiret eyle. Onlar, küçüklüğümde beni acıyıp baktıkları gibi, sen de onlara rahmet eyle. Kadın erkek bütün mü’min ve müslümânların ölü ve dirilerini affet. Rabbim, bana mağfiret ve merhamet et. İzzet ve kerem sâhibi sensin. Merhamet edicilerin en hayırlısı, mağfiret edicilerin de en hayırlısı sensin. Biz Allah içiniz, Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz. Kuvvet ve kudret, ulu ve yüce olan Allah'’ndır. Allah bize yeter. En iyi koruyucu O'dur. Hâtemü’l-Enbiyâ Hazret-i Muhammed ve âline salât ve selâm olsun.”

 

Yorum (0) Yorum yaz!

İSM'İ AZAM

Esma-i hüsna  

          

Hadis-i şerifte, Esma-i hüsnayı manası ile birlikte ezberliyenin Cennete gideceği bildirilmiştir. Sedece isimler okunup duâ edilirse duâ kabul olur. Esma-i hüsna şunlardır:

1- Allah: Her ismin vasfını ihtiva eden öz adı.

2- Er-Rahman: Dünyada bütün mahlukata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden.

3- Er-Rahim: Ahırette, müminlere acıyan.

4- El-Melik: Yaratıcı, kainatın sahibi.

5- El-Kuddüs: Her noksanlıktan uzak.

6- Es-Selam: Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran.

7- El-Mümin: İman nurunu veren.

8- El-Müheymin: Her şeyi görüp gözeten, her varlığın yaptıklarından haberdar olan.

9- El-Aziz: Mutlak galip, karşı gelinemiyen.

10- El-Cebbar: Dilediğini yapan ve yaptıran.

11- El-Mütekebbir: Büyüklükte eşi yok.

12- El-Halık: Yaratan, yoktan var eden.

13- El-Bari: Herşeyi kusursuz yaratan.

14- El-Musavvir: Varlıklara suret veren, onları birbirinden ayıran özellikte yaratan.

15- El-Gaffar: Günahları mağfiret eden.

16- El-Kahhar: Her istediğini yapacak gücte.

17- El-Vehhab: Karşılıksız nimetler veren.

18- Er-Razzak: Her varlığın rızkını veren.

19- El-Fettah: Her türlü sıkıntıları gideren.

20- El-Âlim: Gizli açık, geçmiş, gelecek, herşeyi, ezelî ve ebedi ilmi ile çok iyi bilen.

21- El-Kabıd: Rızıkları daraltan, ruhları alan.

22- El-Basıt: Rızıkları genişleten, ruhları veren.

23- El-Hafıd: Kâfir ve facirleri alçaltan.

24- Er-Rafi: Şeref verip yükselten.

25- El-Muız: Dilediğini aziz eden.

26- El-Müzil: Dilediğini zillete düşüren.

27- Es-Semi: Mükemmel işiten.

28- El-Basir: Gizli açık, herşeyi çok iyi gören.

29- El-Hakem: Mutlak hakim, hakkı bâtıldan ayıran.

30- El-Adl: Mutlak adil, yerli yerinde yapan.

31- El-Latif: Lütfeden, her şeye vakıf.

32- El-Habir: Her şeyden haberdar.

33- El-Halim: Cezada, acele etmez, hilm sahibi.

34- El-Azim: Büyüklükte benzeri yok.

35- El-Gafur: Affı, magfireti bol.

36- Eş-Şekur: Az amele, çok sevab veren.

37- El-Ali: Yüceler yücesi.

38- El-Kebir: Büyüklükte benzeri yok.

39- El-Hafiz: Herşeyi koruyucu olan.

40- El-Mukit: Her çeşit rızkı yaratan.

41- El-Hasib: Kulların hesabını en iyi gören.

42- El-Celil: Celal ve azamet sahibi olan.

43- El- Kerim: Keremi bol, karşılıksız veren.

44- Er-Rakib: Her varlığı her an gözeten.

45- El-Mucib: Duâları kabul eden.

46- El-Vasi: Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile herşeyi ihata eden.

47- El-Hakim: Her şeyi hikmetle yaratan.

48- El- Vedud: İyiliği seven, iyilik edene ihsan eden. Sevgiye layık olan.

49- El-Mecid: Zatı şerefli, nimeti, ihsanı sonsuz.

50- El-Bais: Peygamber gönderen, mahşerde, ölüleri dirilten.

51- Eş-Şehid: Her zaman her yerde her an hazır ve nazır olan.

52- El-Hak: Varlığı değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran.

53- El-Vekil: Kulların işlerini bitiren.

54- El-Kavi: Kudreti en üstün ve hiç azalmaz.

55- El-Metin: Kuvvet ve kudret menbaı.

56- El-Velî: Müminleri seven, yardım eden.

57- El-Hamid: Hamd ve senaya layık.

58- El-Muhsi: Varlıkların sayısını bilen.

59- El-Mübdi: Maddesiz, örneksiz yaratan.

60- El-Muid: Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.

61- El-Muhyi: Mahluklara can veren.

62- El-Mümit: Her canlıya ölümü tattıran.

63- El-Hay: Ezelî ve ebedi bir hayat ile diri.

64- El-Kayyum: Zatı ile kaim olan, mahlukları varlıkta durduran.

65- El-Vacid: Hiçbir şey kendine gizli değil.

66- El-Macid: Keremi, ihsanı bol olan.

67- El-Vahid: Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmıyan, tek olan.

68- Es-Samed: Hiçbir şeye ihtiyacı olmıyan, herkesin muhtaç olduğu merci.

69- El-Kadir: Kudret sahibi, dilediğini yapan.

70- El-Muktedir: Dilediği gibi tasarruf eden, herşeyi kolayca yaratan kudret sahibi.

71- El-Mukaddim: Şerefte birini öne alan.

72- El-Muahhır: Dilediklerini tehir eden.

73- El-Evvel: Ezelî, varlığının başlangıcı yok.

74- El-Ahir: Ebedi, varlığının sonu yok.

75- Ez-Zahir: Yarattıkları ile varlığı açık.

76- El-Batın: Aklın tasavvurundan örtülü.

77- El-Vali: Bütün kainatı idare eden.

78- El-Müteali: Son derece yüce.

79- El-Ber: İyilik ve ihsanı bol.

80- Et-Tevvab: Tevbeleri kabul eden.

81- El-Müntekım: Asilere ceza veren.

82- El-Afüv: Affı çok, günahları yok eden.

83- Er-Rauf: Çok merhamet eden, şefkatli.

84- Malik-ül Mülk: Mülkünde hakim.

85- Zül-Celali vel İkram: Celal, azamet, şeref, kemal ve ikram sahibi.

86- El-Muksıt: Mazlumların hakkını alıcı.

87- El-Cami: İki zıttı bir arada bulunduran.

88- El-Gani: İhtiyaçsız. Herşey Ona muhtaçtır.

89- El-Mugni: İhtiyaç gören, fazlıyla doyuran.

90- El-Mani: Dilemediklerine mani olan.

91- Ed-Dar: Elem, zarar verenleri yaratan.

92- En-Nafi: Menfaat veren şeyleri yaratan.

93- En-Nur: Zatı açık ve âlemleri nurlardıran.

94- El-Hadi: Hidayet veren.

95- El-Bedi: Misalsiz, örneksiz yaratan.

96- El-Baki: Varlığı ebedi olan.

97- El-Varis: Her şeyin asıl sahibi olan.

98- Er-Reşid: İrşada muhtaç olmıyan.

99- Es-Sabur: Ceza vermede, acele etmez.

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Dua Ayetleri

 
Duâ ayetlerİ

Her murad için okunacak Kur’an-ı kerimdeki duâ ayetleri

 

Rabbenâ ve’calnâ muslimeyni leke ve min-zurriyetinâ ummeten muslimeten leke ve erinâ menâsikenâ ve tub aleynâ inneke ente’t-evvâbu’r-rahim.

Rabbenâ ve’b’as fihim resûlen minhum yetlû aheyhim âyâtike ve yuallimu-humu’l-kitâbe ve’l-hikmete ve yuzekkîhim inneke ente’l-azîzu’l-hakîm.

Rabbenâ âtinâ fîd-dunyâ haseneten ve fî-l-âhirati haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr.

Rabbenâ velâ tahmil aleynâ ısran kemâ hameltehû alâllezîne min-kablinâ rabbenâ velâ tuhammilnâ mâ-lâ-tâkate lenâ bih, va’fu annâ va’ğfir lenâ ve’r-hamnâ ente mevlânâ fe’n-surnâ alâ’l-kavmil’l-kâfirîn.

Rabbenâ lâtuziğ kulûbenâ ba’de iz-hedeytenâ ve heb lenâ min-ledunke rahmeten inneke ente’l-vehhâb.

Ellezîne yukûlûne rabbenâ innenâ âmennâ fe’ğfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâbe’n-nâr.

Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte ve’t-tebâ’nâ’r-rasûle fe’ktubnâ ma’ş-şahidin.

Rabbenâ’ğfir lenâ zunûbenâ ve isrâfenâ fî emrinâ ve sebbit akdâmenâ va’n-surnâ alâ’l-kavmil’-kâfirîn.

Rabbenâ mâ-halakte hâzâ bâtılâ, subhaneke fe-kınâ azâben-nâr.

Rabbenâ inneke men-tudhili’n-nâra fekad ahzeyteh vemâ li’z-zâlimîne min ensâr.

Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî li’l-îmânî enâminû bi-rabbikum fe-âmennâ rabbenâ fağfir lenâ zunubenâ ve keffir annâ seyyi’âtinâ ve teveffenâ maâ’l-ebrâr.

Rabbenâ ve âtinâ ma-vaadtenâ alâ rusulike velâ tuhzinâ yevme’l-kıyâmeti inneke hâ-tuhlifu’l-mîâd

Kaale İsa’bnu Meryeme-allahumme rabbenâ enzil aleynâ mâideten mine’s-semâi tekûnu lenâ îden li-evvelinâ ve âhirinâ ve âyeten minke ve’r-zuknâ ve ente hayru’r-razikîn

Kaalâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in-lem-tağfir lenâ ve terhamnâ lenekûmenne mine’l-hâsirîn

Rabbenâ inneke âteyte Fir’avne ve mele’ehû zîneten ve emvâlen fî’l-hayâti’d-dunyâ rabbenâ li-yudillû an-sebîlik, rabbenâ’t-mis alâ emvalihim ve’şdud âlâ kulûbihim felâ yu’minû hattâ yeravu’l-azâbe’l-elîm

Rabbenâ innî eskentu min-zurriyetî bi-vâdin ğayri zî-zar’in inde beytik’l-Muharrami rabbenâ liyukîmû’s-salâte fec’al ef’ideten mine’n-nâsi tehvî ileyhim ve’r-zukhum mine’s-semerâti le’allehum yeşkurûn.

Rabbenâ inneke ta’lemu mâ-nuhfî vemâ nu’lin vemâ yehfâ alâllahi min-şey’in fî’l-ardi velâ fî’s-semâi elhamdu lillâhillezî vehabe lî alâ’l-kiberî ismâîle ve ishaka inne rabbî le-semîu’d-duâ,

Rabbic’alnî mukîma’s-salâti vemin zurriyetî, rabbenâ ve tekabbel duâ,

Rabbenâ’ğfir lî ve livâlideyye ve li’l-mu’minîne yevme yekûmu’l-hisâb.

Rabbenâ âtinâ min-ledunke rahmeten ve heyyi’lenâ min-emrinâ raşadâ.

Rabbenâ heb lenâ min-ezvâzinâ ve zurriyyââtinâ kurrata a’yunin ve’c’alnâ li’l-muttekîne imâmâ.

Rabbenâ’k-şif annâ’l-azâbe innâ mu’minûn.

Rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileyke’l-masîr.

Rabbenâ lâ-tec’alnâ fitneten lillezîne keferû ve’ğfir lenâ rabbenâ inneke ente’l-azîzu’l-hakîm.

Rabbenâ’ğfir lenâ ve li-ihvâninâ’llezîne sebekûnâ bi’l-îmâni velâ tec’al fî kulûbinâ ğilen lillezîne âmenû rabbenâ inneke raûfun rahîm.

Rabbenâ etmim lenâ nûranâ ve’ğfir lenâ inneke alâ kulli şey’in kadîr.

 

  Kur’an-ı kerimdeki duâ ayetlerinin bazılarının manaları

 

Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru! (Bekara 201)

Ey Rabbimiz bize sabır, cesaret ve sebat ver, kâfirlere karşı bize yardım et! (Bekara 250)

Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme!

Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize acı, sen bizim Mevlamızsın. Kâfirlere karşı bize yardım et! (Bekara 286)

Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi kaydırma! [bizi sapıtma] Bize, tarafından rahmet bağışla! Lütfu en bol olan sensin. (A.İmran 8)

Ey Rabbimiz, iman ettik; günahlarımızı bağışla, bizi Cehennem azabından koru. (A.İmran 16)

Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığı bağışla; ayaklarımızı [yolunda] sabit kıl; kâfirlere karşı bizi muzaffer eyle! (A.İmran 147)

Ey Rabbimiz, "Rabbinize inanın" diyen davetçiyi [peygamberi] işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al! Ey Rabbimiz, bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamette bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın. (A.İmran 193-194)

Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, müslüman olarak canımızı al! (Araf 126)

Ey Rabbim, beni ve neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle; duâmı kabul et, kıyamette hesab olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla! (İbrahim 40-41)

Ey Rabbim, bana hikmet ver ve beni salihler arasına kat! (Şuara 83)

Yorum (0) Yorum yaz!

VEDA HUTBESİ

(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.

"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür (413/1)

Ey Nâs! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.

İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.(413/2)

Ashâbım! Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız.(413/3) Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur. (414)

Ashâbım! Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır. (415/1)

Ashâbım! Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır(415/2)

Ey Nâs! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığnız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. (416)

Mü'minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir. (417)

Ey Nâs! Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.(418)

Ashâbım! Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız. (419)

Mü'minler! Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir.(420) Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.(421)

Ey Nâs! Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. (422)Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.(423)

Ashabım! Alllah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.(424)

Ey Nâs! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:

- Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:

- Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! buyurdu".(425

Yorum (1) Yorum yaz!

NEFSİN TERBİYESİ

KUR’ÂN SÛRELERİNDEKİ HASSALAR

Aziz ve muhterem kardeşim,

Bu terazi ve mizandan istifade etmenin yoluna bak. Nasıl vücudumuzun her türlü marazlardan salim olması için dikkat gösteririz ki; kilomuz fazla ise atmaya, tansiyonumuz yüksek veya düşük ise düzeltmeye çalışırız. Kanımızda her ne gibi noksanlıklar varsa onların telâfisine gayret ederiz ve etmek de mecburiyetindeyiz. Şayet ihmal edersek günün birinde umulmadık felâketlerle karşılaşacağımız muhakkaktır. Sıhhatli olmak için böyle kaidelere uymak mecburiyetindeyiz. Dinimiz de böyledir.
Bu mizana göre kendini tart! Ne gibi kusurlar görüyorsun onları birer birer terke çalış. İyiliklerini peyderpey arttırmaya gayret eyle ki dinin de sıhhat gibi dürüst olsun.
Şimdi sana Kur’ân-ı Azîmüşşan’daki sûrelerin hassasından bir nebze bahsedeceğiz. Kur’ân-ı Kerîm’in hassaları sayılmakla bitmez, geçmiş büyüklerimizden naklolunan hassaları biz de size izah etmeye çalışacağız.
Kur’ân-ı Azîmüşşan’dan her gün bir hizip veya daha ziyadesini hatm-i şerif niyetiyle okuyanın, bilûtfullahî Teàlâ, bütün hassalara nail olacağına asla şüphe yoktur.
1. Sûre-i Fâtiha’yı her kim, vird edinip devam ederse, Cenâb-ı Hak onu dünya ve âhiret cümle maksudlarına nail buyuracağı gibi bütün afatlardan da hıfzeder. Herhangi bir hastaya, yazıp suyunu içirseler Allah Teàlâ’nın izni ile şifa bulur. İmam Ali ve İmam Gazâlî’nin Fâtiha-i Şerif hakkında çok medh ü senaları vardır.
Sabah namazından sonra otuz kere, öğle namazından sonra yirmi beş kere, ikindiden sonra yirmi kere, akşam namazından sonra on beş ve yatsı namazından sonra ise on kere okumak suretiyle -ki, hepsi yüz eder- büyük lûtuflara nail olunur. Malûmdur ki, Fatiha sûresi şifadır. Böyle yüz kere okununca şifa üstüne şifa olur. Bunu yapanlar hem maksatlarına erişmiş ve hem de Hakk’ın hıfz u himayesine girmiş olurlar. Gaflet etmemeni tavsiye ederim!
2. Sûre-i Bakara’yı her kim, devam ederek okursa, Allah Teàlâ o kulunu sihirbazların sihrinden korur ve kula sihir asla tesir etmez.
3. Sûre-i Âl-i İmran’ı her kim, üç defa okursa, imkân bulamadığı, ödemek istediği halde sahibiyle irtibat kuramadığı kul borcundan kurtulur ve ummadığı yerden mallar gelir.
4. Sûre-i Nisâ’yı. erkek ve kadın, her kim okursa Hak Teàlâ aralarını ıslah eyler ve onlar da güzel geçinirler.
5. Sûre-i Mâide’yi kırk defa okuyan kimselere Cenâb-ı Allah çok rızık, mal ve makam ihsan eder.
6. Sûre-i En’am’ı kırk bir defa okuyan kimselerin muğlâk, karmaşık işleri lâyıkıyla çözülür ve düşman şerrinden muhafaza olunur.
7. Sûre-i A’raf’a devam eden, âhiret azabından emin olur.
8. Sûre-i Enfâl’i yedi defa kıraat eden, zindandan halâs olur ve şerlerden emin olur.
9. Sûre-i Tevbe’yi on yedi kere okuyan, her ne hacet dilerse Hak Teàlâ kabul buyurur, fena kimselerden ve hırsızların şerrinden emin eder.
10. Sûre-i Yûnus’u her kim yirmi bir kere okursa, Hak Teàlâ onun düşmanına fırsat vermeyip şerrinden emin eder.
11. Sûre-i Hûd’u her kim üç kere okursa hacetleri meydana gelir ve kendisi de denize batmaktan emin olur. Vapur yolcularına tavsiye olunur.
12. Sûre-i Yûsuf’u her kim okursa, hasretine kavuşur ve herkesin gözüne şirin gözükür.
13. Sûre-i Ra’d’ı her kim okursa, çocukları cin ve perilerin şerrinden muhafaza olunur. Gece ağlayan çocuklar için tavsiye edilir.
14. Sûre-i İbrahim’i her kim yedi defa okursa, Hak Teàlâ, düşmanına fırsat vermez. Ayrıca ana ve babasının rızasını kazandırır.
15. Sûre-i Hucûrât’ı üç kere okuyan kimselerin alışverişini Hak Teàlâ bereketlendirir. Ticaret sahiplerine tavsiye olunur.
16. Sûre-i Nahl’i her kim yüz kere okursa, düşmanına galip olup bütün maksatlarına erişir.
17. Sûre-i Esra’yı yedi kere okuyan, gammaz, hasûd kimselerin şerlerinden emin olur. Ve yazıp suyunu küçük çocuklara içirseler, çocukların dilleri fasih olur. Konuşamayanlara ve kekemelere tavsiye olunur.
18. Sûre-i Tâhâ’yı her kim yirmibir kere kız evlâdı üzerine okusa bilûtfullahi Teàlâ bahtı açılıp sâlih ere nasip olur. Kardeşim,
Bunları yazmak suretiyle, gayemiz olan, Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın sayısız nimetlerinden, lûtuflarından bazılarını sizlere açıklamış olmak vazifesini ifa ediyoruz. Diğer sûreler de buna benzer binlerce fezâili cami olduğundan, ihlâs ile Kur’ân-ı Azîmüşşan’ı okumaya devam ettiğin müddetçe Cenâb-ı Hakk’ın sayısız lûtuflarına mazhar olursun. Sakın sen başka okuyanlara bakıp da onları örnek alma! Okunan kitap Allah’ın Kitabı’dır, onu Allah için okuyanlar ecir alırlar, para için okuyanlar ise para alırlar!
Sonra Kur’ân’ı, başkaları beğensin diye çeşitli kılıklara sokmaya kalkma. Sâde ve lâhn-i Arabî ile okunan Kur’ân, makbul-i ilâhî olur. Gerek Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın tilâvetinde ve gerekse tarikatların gösterdikleri zikir ve tesbihlerde en çok dikkat edilecek şey ihlâs ile olmasıdır. Tarikat hiçbir zaman levhiyyattan ibaret değildir. Her birisinin gayesi Allah Teàlâ’nın nzasına ermektir. Verilen dersler -ister az, ister çok olsun - hep Hakk’a ulaşmaya vesiledir. Bu devirde tarikate girenlerin çoğu bu gayeden uzak olarak, hemen dünyalıklarının temini gayesindedirler ki, buna da tarikat demek abestir. Meselâ, talebelerin sınıf geçmeleri, tüccarların işlerinin rast gitmesi için hemen “Şeyh efendinin bir duasını almak kâfidir” diyerek koşanların gayeleri hep boşunadır. Tarikatler çocuk oyuncağı değildir. Verilen sözü tutmak pek mühimdir.
Bu dersler bir emanettir. Onu alıp da yapmamak kadar gaflet olmaz. Veya bir zaman yapıp da sonra bırakmak da pek acı bir haldir. Çünkü, emanete riâyet lâzımdır, denmiştir. Söz de, ahid de bir emanettir.
Halkın gücünün yetmeyeceği pek ağır dersler vermek de doğru olmaz zannederim. Herkese, gücünün yeteceği kadar ders vermek daha âlâdır. Onun için muhtelif tarikatlerde, muhtelif şeyh efendiler derslerini zamana göre tertip etmektedirler. Ufak bir çocuğa kuvvetli yemekler nasıl zarar verirse, mübte-dî bir dervişe de birdenbire yüksek dersler vermek böyle olsa gerektir. Bu hususta en güzel mizan, bu kitapta yazılan kötü ahlâkları bırakabilmek ve yerine güzel huylar kazanabilmektir.
Geçenlerde altmış yaşını aşkın bir efendi geldi. Sekiz senedenberi Medine-i Münevvere’de oturduğu halde halinden şikâyet etti:
“—Burada oturmak bana hiç fayda etmiyor, çünkü sabrım yok. Her gördüğüm kusur ve kabahata karşı feryad ve figan ederek herkesle kavga ediyorum. Halbuki kendi halim de onlardan daha iyi değil. Fakat çare yok... Onun için artık evden çıkmamaya karar verdim...”
Evet Rasûlüllah’m beldesine oturmak büyük bir şereftir. Fakat herkesle iyi geçinmek de ayn bir nimettir. Buna hüsn-i zan derler ki, bu olmadan insan rahat ve huzur bulamaz. Onun için demişler ki: “Senin düşmanın senin nefsindir, başka düşman arama!”
Nefsini bu yazılan kötü huylardan kurtarabilir-sen ne mutlu sana! Herkes de böyle... Sen, kendini kurtaramadığın kötü hallerini gözönüne getir. Bak, başkasında kusur bulabilir misin?
Bir derviş, şeyhini levh-i mahfuzda cehennemlik olarak görmüş, fakat bunu şeyhine söylemeye bir türlü cesaret edememiş. Nihayet bir gün fırsat bulup da anlattığı zaman şeyhi ona demiş ki:
“—Evlâdım, ben onu tâ kırk senedenberi görmekteyim. Benim vazifem beni yaradana, Hâlık’ıma kulluktur. Hâlık’ın vazifesine, hükmüne karışmaya hakkımız yoktur”.
Bunun üzerine derviş efendi o gün levh-i mahfuzdaki yazının silinip yerine, “ehl-i cennettir” diye yazıldığını görünce kusurunu anlamış ve tevbekâr olmuştur.
Bizim de vazifemiz, başkalarının hatâ ve kusurlarını görerek onlan ta’yib etmek değil, bilâkis hatâ ve kusurlarını örtmek ve kendi hatâlarımızı görerek onların ıslahına gayret etmektir.

NEFSİN TERBİYESİ
Mehmed Zâhid KOTKU (Rh.A)

Yorum (3) Yorum yaz!